
Berlin’de Gösteride Pankartlarda
“Tüm İktidar İşçi Ve Asker Konseylerine” yazılı

Freikorps Başkomutanı Gustav Noske, Berlin Seçimlerinde konuşurken.

Berlin’de Mart 1919’daki sokak çatışmalarında
alev makineleri ve zırhlı otomobilleriyle askerler

Brandenburg Gate’in çatısında mevzilenen devrimciler
ALMAN SPARTAKİSTLERİN ÖNCÜLÜĞÜNDE DEVRİMİN EZİLMESİ, ROSA LUXEMBURG İLE KARL LİEBKNECHT’İN “TRAJİK” ÖLÜMLERİ ÜZERİNE KISA ÖN AÇIKLAMA
Büyük devrimleri de içeren tarihin belirli anlarında çok sayıda olayın yan yana ve iç içe yaşandığı aşamalar vardır. Enternasyonal Sosyalizm Arşivi’nde böyle aşamalara örneklerin yayınlanmasını sürdürüyoruz. Marx’ın 1. Enternasyonal’deki konuşmaları; Lenin’in Ekim Devrimi’nin ilk iki gününe damga vuran kararnameleri, Fidel Castro’nun Küba Devrimi’nin ilk günlerinde devrimin ayırt edici özellikleriyle ilgili konuşmasına bugün proletaryanın acı yenilgisi ve iki büyük Enternasyonalist liderin katledilmesini ekliyoruz. Muzaffer devrimler kadar ağır devrim yenilgileri de bu tarihin parçası. 1919 Ocağında Alman Devrimi’nin ezilmesi, Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in “trajik” ölümleri daha sonra sadece devrimler ve karşıdevrimler tarihine değil neredeyse bütün dünya tarihine bıraktığı izlerle biliniyor. Buraya “trajik” sözünü yazmamızın temel nedeni, ölümlerin ve devrim yenilgisinin haberi dalga dalga duyulur duyulmaz, Lenin’den başlayarak bu konuda yazan hemen hemen herkesin bu terimi kullanması.
Enternasyonal Sosyalizm Arşivi’nin özüne uygun olarak tarihsel gerçekleri sıralamakla, metinlerin kısa ön açıklamalarını yapmakla yetiniyoruz. Burada Zimmerwald solunun bilindiğini, Spartaküs Birliği’nin devrimin yenilgisinin hemen arkasından KPD’ye (Almanya Komünist Partisi) dönüştüğünü; liderlerinin çoğunu devrimci mücadelede yitiren bu partinin 3. Enternasyonal’in kurucuları arasında olduğunu söyleyerek sonradan, Avrupa’da anaakım haline gelen “revizyonist tarihyazımı”nı umursamadan birkaç vurucu not daha ekleyelim: 1. Dünya Savaşı’nda kendi burjuva hükümetlerini destekleyen II. Enternasyonal’in Sosyal Demokrat ve Sosyalist Partilerinin rolü özellikle yenilgi yaşanan ülkelerde savaş sonrasında faşizmin gelişmesine uygun ortama katkıda bulunmuştu. Almanya örneğinde bu isimlerden biri geleceğin Nazi hücum kıtalarının öncü gruplarını örgütleyen ünlü sağ sosyal demokrat Noske’dir. Aynı partinin sol kanadından daha sonra Spartaküs grubu ve liderleri Karl Liebknecht, Rosa Luxemburg, Franz Mehring, Clara Zetkin, Julian Marchlewski, Leon Jogiches (Tyszka) ve Wilhelm Pieck çıkmıştı. Bunların içinde Liebknecht’i Alman Meclisi’nde savaş harcamalarına “hayır” diyen antimilitarist tavrıyla tanıyoruz. Ayrıca savaş karşıtı tavrı nedeniyle askere alınan Liebknecht, 11 Ocak 1916’da Ermeni katliamları ile ilgili soru önergesiyle de tanınır.
Bu “trajik” ölümlerin o sırada korkunç bir iç savaş ve dış müdahalelerle boğuşan Sovyet Devrimi’nde nasıl karşılandığını, 3. Enternasyonal’de Alman Devrimi ve bu iki enternasyonalist önderin ölümüyle ilgili yazılıp söylenenlerden kısa örneklere Rosa’nın vurucu makalesinden sonra yer vereceğiz. Ama bu iki devrimcinin ölümünü kısa süre sonra binlerce işçi ve devrimcinin, faşizmin yükselişiyle on binlerce, faşist iktidarla birlikte yüz binlerce ve sonra milyonlarca insanın ölümünün izlediğini belirtmekle yetinelim. Rosa ve Liebknecht’in partisi 1933-1945 arasında faşizme karşı direnişin unutturulmaya çalışılan kesitini temsil ediyor. Bu kısa giriş notunu, Marx’ın I. Enternasyonal’deki arkadaşları, Engels, Lenin, Rosa Luxemburg gibi sosyalizm tarihinin önemli şahsiyetleriyle söyleşiler yapan Max Beer’in “Fifty Years of International Socialism”inin 159. Sayfasında Rosa Luxemburg hakkındaki sözleriyle noktalayalım:
“Lenin ve Jaurès, tanışma şansı bulduğum bütün insanlar arasında beni en çok etkileyenlerdi. Her ikisi de anavatanlarının toprağının derinliklerine kök salarken, zihinleri atalarının devrimci ayaklanmalarının fikirleriyle meşguldü ve eylemlerden ilham almıştı.
“İnsan nasıl tarihi yaparsa tarih de insanı yapar.
“Bu iki Sosyalist liderin dehasına en yakın olan Berlin’de şehit edilen Polonyalı Yahudi Rosa Luxemburg’tu (1870–1919). Geniş bilgi birikimi, entelektüel ve sanatsal kültürü, hitabet yeteneği ve kıvrak zekâsı onu Sosyalist Enternasyonal’in en büyük kişiliklerinden biri haline getirmişti. O hem Jaurès ve Lenin gibi eylem adamlarının, hem de Hugo Wolf gibi sanatçıların hayranlığını kazanmıştı. 1900’de, Paris’te Enternasyonal Sosyalizm Kongresi’nde sömürge sorunları rapporteur’ü olarak, Emperyalist Güçler arasındaki yaklaşan çatışmanın sosyal devrimin habercisi olacağını öngörmüştü. Ama anayurdundan sürgün edilmiş evsiz bir Yahudi olarak, geleneğe kök salmamıştı. Bu, hiçbir entelektüel birikim ya da özveriyle telafi edilemeyecek bir eksiklikti. Yine de, 1903 Haziran’ında Berlin’deki evinde onunla bir gün geçirme ayrıcalığına sahip olmak en değerli anılarımdan biri olarak kaldı…”
Makale için kısa açıklama.
İlk kez Die Rote Fahne, No. 13, 13 Ocak 1919’da yayınlanan makale, muhtemelen ayaklanmanın ezilmesi nedeniyle Rosa Luxemburg imzasıyla yayınlanmamıştı. Zaten iki gün sonra, 15 Ocak 1919’da Karl Liebknecht ile birlikte vahşice öldürülmüştü. Um Rosa Luxemburgs Stellung zur russischen Revolution’da (Rosa Luxemburg’un Rus Devrimi’yle İlgili Pozisyonu) (Hamburg: Press of the Communist International, 1922), Clara Zetkin makalenin yazarının Luxemburg olduğunu belirtmişti. İngilizce çeviri kaynağı, Luxemburg’un Gesammelte Werke, Vol. 4, s. 527–30. Marxists.org’daki İngilizce çeviri, Rosa Luxemburg: Selected Political Writings kaynaklı farklı bir çeviridir.
İSKAMBİL KÂĞIDINDAN ŞATOLAR
“Düzen”in kahramanları, hâlâ dumanların tüttüğü yıkıntıların üzerinde, kan gölleri ve öldürülen “Spartakistler”in cesetleri arasında alelacele üstünlüklerini yeniden güçlendirmeye koşuyorlar. Ebert hükümeti, çılgın gibi iktidarını sağlamlaştırmak için kenetleniyor: Artık süngüyle yönetecekler. Ebert de kendisinden önceki Kayserler gibi, huzurunda geçit töreni yaptırdığı Muhafızlara, Berlin’in Arnavut kaldırımı caddelerinde yatan ölü ve yaralıların karşısında “hükümetin cesur askerlere minnettarlığını” ifade ediyor. Onlara verdiği görev ise Ulusal Meclis’in güvenliğini silah zoruyla sağlamaları. “Başkomutan” Noske, [bu ayın] 11’inde yayınladığı günlük bülteninde, Hindenburg, von Kessel ve Hohenzollern rejiminin tüm diğer yardakçılarının iyi bilinen o eski dilini yeniden canlandırıyor: “Doğuda, ellerinde tabancalarla otomobillere doluşan Spartakist çeteler, evleri birer birer yağmalıyorlar… Son zamanlarda giydikleri siyasi hareket kisvesinden sıyrıldılar. İsyanlarının hırsızlık ve yağmadan başka amacı olmadığı ortaya çıktı.” Hükümetin sabrı tükenmiş ve artık söz sırası “ağır toplar” ve makineli tüfeklerdeymiş! Bu eli kanlı kendini bilmez “İşçi sınıfı Spartaküs’e karşı birleşmelidir” diye bitiriyor.
“Scheideman”lar, Berlin’in devrimci işçilerinin cesetleri üzerinde, karşıdevrimci ordunun maddi yardımı ve burjuvazinin manevi desteği ile yönetmek için otoritelerini yeniden kurmak istiyorlar.
Ama burada bir hesap hatası yapıyorlar. Bugün Ebert-Scheidemann’ın paçayı kurtarmalarına yardım eden ordu ve burjuvazi, bu kanlı hasadın meyvelerini kendileri tatmak istiyorlar. Bu unsurlar, “sosyalist” hükümeti onun proleter kitleleri sahte bayrak sallayarak zapturapt altında tutabileceğine, devrim ve sosyalizmi “manevi” baskıyla boğabileceklerine inandıkları sürece destekleyeceklerdir. Geçen hafta Ebert hükümeti ile devrim arasında derin bir uçurum açıldığı ortaya çıktı. Bugün Ebert-Scheidemann’ın sadece süngüyle yönetebileceği apaçık. Öyleyse, süngü Ebert-Scheidemann’sız da yönetir. Gözünü karartan burjuvazi, haykırarak kılıç diktatörlüğünün ilan edilmesini ve eski “düzen”in tam restorasyonunu talep ediyor.
Tägliche Rundschau, “İsyancılar, özgürlüğü hak etmiyor; derhal askeri mahkemede yargılanmayı ya da kürek cezasını hak ediyorlar,” diye bağırıyor…“Barış ve düzen kesinlikle yeniden tesis edilmeli. 9 Kasım’dan bu yana hemen hemen yok olan [düzenli] polis gücü eski büyüklüğü ve önemine yeniden kavuşmalı; Schutzmannschaft yeniden silahlandırılıp tüm eski yetkileri geri verilmelidir.”*[*Çeviri notu: Alman İmparatorluğu döneminde Kraliyet Polis ve Jandarma Teşkilatı]
Aynı zamanda, Noske Muhafızları’nın lideri Albay Reinhardt, sıkıyönetim ilan edeceğini, hükümet dâhil kimseden emir almayacağını, çünkü asker olduğunu ve bağımsız kararlar alacağını ilan etmiştir. 3. Muhafız Alayı da kendi başına “Ulusal Meclis’i silah zoruyla kurmakta kararlı” olduğunu ilan etmiştir. Berlin ve banliyölerinde subaylar kendi inisiyatifleriyle insanları tutukluyorlar.
Her şeyin tam tersi olması gerektiğini açıkça kafalara sokan karşıdevrimci subaylar sınıfının Ebert hükümetine nasıl isyan ettiğini burada görürüz: Burjuvazi Ebert-Scheidemann’ın maşası değil Ebert-Scheidemann burjuvazinin maşası olacaktır. Ama işler öyle bir noktaya gelir de burjuvazi “sosyalist” hükümeti devrimci işçi sınıfından kurtarmak zorunda kalırsa, o zaman oyun biter. Burjuvazinin, kılıç diktatörlüğü için Ebert ve Noske gibi yeniyetmelerden çok daha yetenekli adaylar olduğunu düşünmek için her çeşit nedeni var.
Ne var ki, Haase partisi gibi bir üçüncü taraf daha var: O da devrimin tüm iç çelişkilerini gelişigüzel harmanlayarak boğan, tüm muhalif sesleri gizleyen ve kitlelerin savaş enerjisini kolaycı bir uzlaşmayla sönümlendiren Haase’nın göstermelik siyasetine uygun biçimde “tüm sosyalist eğilimlerden” bir koalisyon hükümeti kurmak için krizden nemalanmaya çalışıyor. Plan, sadece “uzlaşmacı liderler”in – Ebert, Scheidemann, Landsberg, Noske – sahneden çekilmesi, sadece tek tek kişilerin değiştirilmesi, fakat bir politika biçimi olarak Scheidemannizm’in ipleri elinde tutması ve “tüm sosyalist örgütler”in onunla ortak bir hükümet kurmasıdır.
Katledilen proleterlerin cesetleri ve “Scheidemen’in”in katliam gösterilerini hesaba katarsak, “Spartakistler” sıkılmış yumruklarıyla bu zavallı uzlaşma ve devrimci davaya ihanet siyasetine bugün eskisinden çok daha sert cevap veriyorlar. Haase grubunun “tüm sosyalist eğilimler”in koalisyonu sloganı, gerçekte, o ünlü eski “Scheidemen” ve Bağımsızlar ortaklığının tekrarından başka bir şey değil. USPD’nin yapay “birlik” gündeminin tek amacı, Ebert-Haase hükümetini yeni kadrolarla diriltmektir. Bugün Freiheit’ta – kuru gürültüyle – Ebert-Scheidemann’a karşı saldırıların dozu arttığı ölçüde, USPD’nin utanç verici çöküşü için hazırlıkların yapıldığı kesindir. Bu USPD aldığı tüm derslere ve 28 Aralık’ta “Scheidemann” ile ortak girişimden vazgeçmeye mecbur edilmesine rağmen sadece– farklı şirket yöneticileriyle de olsa – bu iş anlaşmalarına geri dönmek isteyen bir partidir.
O halde şimdiki kriz üç ittifak doğurmuştur: Ebert-Scheidemann burjuvazinin süngülerinin desteğiyle statükoyu ve kendi üstünlüğünü korumak; USPD olayları 9 Kasım’daki duruma geri döndürmek istiyor; USPD, farklı isimlerle yeni bir Ebert-Haase hükümetiyle olayları 9 Kasım sahnesine geri sarmak; burjuvazi ise işlerin 9 Kasım’dan önceki duruma, yani yalın kılıç diktatörlüğüne geri dönmesini istiyor.
Bu ittifaklar aşılmış, geçmiş tarihsel aşamalara dayandığından, üçü de iskambil kâğıdından şatodur. Devrim, ne 9 Kasım’a, ne de hatta 9 Kasım öncesinin güzel günlerine geri itilmesine ya da geri dönüşüne izin vermez. Devrimin Ebert’in egemenliğinde bir çıkmazda tuzağa düşürülmesine izin vermesi de olacak şey değil.
Şu son birkaç haftalık krizin bütün siyasal anlamı ve tarihsel içeriği, kesinlikle devrimin bugün her dönemeçte yoluna engeller çıkarılsa bile proletaryanın iktidarı ele geçirip sosyalizmi gerçekleştirme hedefine ulaşmak için kendi iç gücü ve mantıksal gelişimiyle itici güç olmasında yatar. Şimdilik bu karşıt güçler kaba kuvvet kullanarak üstünlük sağlamış olabilirler. Ama devrimin yeni gelişme sürecini ve zafer yürüyüşünü durdurmakta tamamen çaresizdir.
Bu hakikat, kendisini en iyi haftanın yıkıntılarından doğabilecek bir tek ittifakın bile hiçbir şekilde kalıcı olamayacağı olgusunda ifade eder. Krizin bir sonucu ve çözümü olarak yarın ya da yarından sonra ortaya çıkacak olan her şey geçici çözüm, iskambil kâğıdından bir şato olacaktır. Sadece makineli tüfeklerin gücü ya da USPD’nin belirsiz örtbas etme planları üstün gelse bile devrimin temel güçleri – ekonomik mücadeleler – mümkün olan en kısa sürede tüm bu planları bozacaktır. Devrim, temel sorunu, emek ve sermaye arasındaki genel hesaplaşmayı tekrar tekrar gündeme getirecektir. Bu hesaplaşma, iki ölümcül düşman arasındaki uzun iktidar savaşında göze göz dişe diş yürütülecek olan dünya tarihinin bir çatışmasıdır.
Bu en son olayların enkazı temizlenmesi ve cesetlerin toplanması henüz tamamlanmadan devrim yorulmak bilmez gündelik işlerine geri dönüyor. Spartakistler boyun eğmez bir kararlılıkla yollarına devam ediyorlar. Bunun talep ettiği kayıp sayısı artarken, destekçilerinin sayısı yüz kat artıyor. Savaş zamanının olağanüstü halinde hapishaneler ve angarya kurumları tıklım tıklım doluydu. Şimdi de Ebert-Scheidemann’ın “sosyalist” hükümetinde Friedrichshain mezarlıklarında boş mezar yeri kalmamış durumda.* [Çeviri notu: Doğu Berlin’de bulunan mezarlıkta 1848 Ayaklanması’nda öldürülen devrimcilerin yanına, 1918 Kasım Devrimi’nde öldürülenler için yeni mezarlar eklenmişti.] Ama proleter kitleler saflarını her zamankinden daha fazla sıklaştırarak amansız devrimci mücadele bayrağı etrafında toplanıyor. Toplumun bazı kesimleri demagoji ve boş “birlik” söylemiyle şimdilik uyutulup tuzağa düşürülmelerine izin veriyorlar. Ama yarın – yeni düş kırıklığı ve uykudan uyandıran deneyimlerden sonra – uzlaşma ve karasızlık nedir bilmeyen, sağa sola sapmadan, ne düşmanları, ne de tehlikeleri umursayarak, tarihsel olarak belirlenmiş yolunda ilerleyen tek partinin arkasında daha da güçlü ve daha sadık bir şekilde duracaklar. Bütün yollar zafere
çıkar.


